• 28

    Cahil Bozuk Düşünceler 

    Başkalarının hikayelerinde kendimizden bir şeyler bulur ve kimi zaman hüzünlenir kimi zaman elimizi masaya vururuz. Birisi bir derdini anlatırken biz zihnimizin labirentlerinde dolaşır ve benzer olayların içinde kayboluruz. Çünkü insan hayatı müşterek yaşanmışlıkların eşliğinde devam ediyor. Bu hikayede eminim kendinizden bir şeyler bulacaksınız: Olay iki kardeş arasında geçer. Babanın hayattaki en değerli servetim dediği iki kız kardeşin arasından su sızmaz. Öyle ki abla kardeşinin sesini bir gün duymasa uykuları kaçar ve sanki uzun yıllar görmüyormuş gibi özlemini çeker. İki kardeş birlikte aynı tabaktan yemek yemiş, aynı bardaktan çay içmiş ve neredeyse bütün eşyaları müşterek kullanmışlardır.

    Küçük kız ablanın küçülen giysilerini giyerken ablamın kokusu var deyip koklaması arkadaşları arasında alay konusu dahi olur. Kardeşleri birbirine bağlayan sevgi ve saygının gelişmesinde babanın büyük etkisi vardır. Büyük kız yirmi dördünde küçüğü yirmisinde evlenirler. İki kardeşi ayıran deniz neredeyse haftada bir onları buluşturur. Kadıköy’de yaşayan abla, haftada bir Silivri’de yaşayan kardeşini ziyaret eder ve kardeşler hasret giderirler. Kardeşlerin birbirlerine olan düşkünlüğü konu komşunun dilinde dolaşırken anne “aman nazar değmesin” diye insanları susturmaktadır. Aradan yıllar geçer ve annenin korktuğu başına gelir. Anne aniden vefat eder eşinin ölümünden üç yıl sonra da babanın vefat haberi gelir. Kardeşler anne babanın vefatından sonra sessizliğe gömülür ve onların yokluğuna alışmaya çalışırlar. Fakat anne babanın acıları küllendikten sonra her şey değişir.  Babanın iki evi, bir dükkanı bir arsası, bir yazlığı bir de arabası vardır. İki kardeş miras konusunda tartışmaya başlarlar. Büyük kız, babam hayatta olsaydı yazlığı bana verirdi sen göz koyamazsın diye çıkışır. Diğeri “babamın en güzel evine sen talip oluyorsun, buna hakkın yok” diye savunmaya geçer. İki kardeşin kavgası mahkemede biter ve miras mahkeme kararı ile paylaşılır. Fakat kardeşlerin arasına çelik zırhlar çekilmiş ve artık birbirlerine bakmaz olmuşlardır. Uzunca süren kavgaların ardından iki kardeş bir daha görüşmemeye yemin ederler ve babanın serveti kardeşlerin yollarını ayırır.

     
p_ayrac
  • 6 kez görüntülendi
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • 1097

    Mahcubuz Ya Resulullah Affet

    İstanbul’da hengameli yolları arşınlarken; hayallerim Medine’deki Fedek arazisinde. subaşında toplanmış Resulullah ve arkadaşlarının yanında:

    Bakın şimdi Hz. Osman içeri girdi. Allah’ın Elçisi İlahi mesajın, esenlik ve saadet rüzgarının uğramayacağı bataklığın olmayacağını söylüyor. “Her bataklık bir gülistana dönüşür bu vesileyle. Öyleyse itip kakma, yüksekten bakma; dama çıkıp merdiven çekenlerden olma derdi dedem”. Şu an içim kıpır kıpır.

    Eğer biraz daha kulak kesilsem, ayaklarım yerden kesilecek gibi oluyor. Şimdi gelip geçenlere bakarken O’nun gözlerinden görüyorum dünyayı. Büyük bir hoşgörü ve tahammül duygusu içinde Hakk’a mecbur, Hakk’ı arayan bir insanlık serüvenidir bu hikaye diyorum içimden. Ardından bir büyüğümün kasidesi geliyor o gülistan şehrinin efendisi hakkında:

    “ Müslüman’ın;

    Muhammet (s.a.v.) gibi hangi yetimin başının üstünde eli şimdi,

    Açlar kimden medet umar, sırlar kime güvenir şimdi.

    Eli uzunlar, haydutlar kimden korkar,

    Gönül ve beden tacirleri utanır da, saklanırlar mı şimdi?

    Cana kıyan vicdansızlar ne zaman dizi dibinde tövbe ederler.

    Ne zaman gelir adalet…?! İnsan ne zaman özgürdür hayallerinde;

    Kılıçların gölgesindeki merhamet ile sedirlerin üzerindeki heybet,

    Ne zaman ölesiye bir dostluk ederler,

    Ne zaman gelir Ey Elçi!?

    İçinden yoksul, dışından zebun hayatımıza.“

    Bizler mahzun buruk ve çağın yoksullarıyız. Ömür sermayemizi, vatan bellediğimiz bu toprakları, geleceğimizi ziyan edip, beyhude harcadık..! Zaman geçti ve Peygamberimizin örnek hayatı ile kendi biçare aldanmışlığımız arasında sıkışıp kaldık:

    Yolları boşuna yürüdük, aşınır sandık,

    Hakikati haykırdık zalim vicdanlara, erişir ve iyileştirir sandık,

    Elde avuçta bırakmadık, yoksula, yetime ve mazluma azık olur sandık,

    Ya Resulullah!

    Ahlakını, ibadetini, muhabbetini, irfanını ve sevgi dolu sözlerini hayatımızın rehberi yapmak zorundayız fakat mahcubuz.

    Ey Allah’ın Elçisi! Ne olur mahzun olma!

p_ayrac
  • 6 kez görüntülendi
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • dinigifz

    Şirke ve Zulme Boyun Eğmeyen insanlar  Şirke ve Zulme Boyun Eğmeyenler Benden sonra bir takım Emirler (Halifeler, Hükümdarlar, İdareciler) olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder, yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir. Ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamıyacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez, zulümlerinde onlara yardım etmezse, bendendir. Bende onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır.» (1)

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygam¬ber; (S.A.V.) Mü’minleri emir sahiplerinin yalanlarına ve zulümlerine karşı uyarmıştır. Esasen Mü’minler, meşru olmayan her türlü güce karşı mücadele vermek, iyiliklerin hakim olmasını sağlamak ve Allah’ın indirdiği hükümlere boyun eğmek hususunda birbiri ile tarih boyunca yarışmışlardır.

    Bu sırat-ı Müstakim üzerindeki yarış kıyamete kadar sürecektir. Nitekim, «Benim Ümmetim Sapıklık üzerinde ittifak etmez.» (2) diyen Allah’ın Resulü gerçeği göstermiştir. Halkı müslüman olan ülkelerde, müşrik devletlere karşı yükselen mücadele bu gerçeklerin ışığı altında değerlendirilebilir. Son yetmiş yıllık halifesiz dönemden sonra, Ümmet-i Muhammed yeniden inancını hayata hakim kılma mücadelesine karar vermiştir.

    Hicri-1400 yaklaşırken Mü’minler Akabe bey’atını yeniden hatırlama noktasındadırlar.

    Übâde İbn-i Samid (R.A.) Hazretleri, «Biz Ensar heyeti Resulallah’a Akabe Mevkiinde emirlerini dinlemek ve itaat etmek üzere bi’at ettik ve «Her nerede bulunursak bulunalım, muhakkak orada hakkı yerine getireceğimize ve hak söyleyeceğimize ve Allah yolunda hiçbir kimsenin levm ve zemminden korkmayacağımıza söz verdik.» (3) buyuruyor.

    Görüldüğü gibi Mü’minler, şirke, zulme ve yalana karşı savaş açmışlardır. Bu onların akaidlerinin tabii bir sonucudur. Kur’an-ı Kerîm’de bütün Mü’minlere örnek olarak gösterilen (4) Hz. Peygamber’in hayatı, Sahabîlerin hayatı, bütün müçtehid imamların ve Evliya-i Kiram’m hayatı şirke ve zulme karşı mücadelenin en güzel örneklerini ortaya koymuştur. Başta İmam-ı Azam olmak üzere, birçok müçtehid imam zindanlarda işkence altında şehid olurken, emir sahiplerinin zulümlerinin ve yalanlarının asla tasdik edilemiyeceğini ilân etmişlerdir.

    Bilindiği gibi Abbasi Halifelerinden Ebu Mansur’un kadılık teklifini reddeden, onun yalanlarını ve zulümlerini yüzüne haykıran îmam-ı Azam, hanefi mezhebinin kurucusudur. Türkiyeli müslümanlann büyük çoğunluğu Hanefi mezhebine mensup olduğuna göre, İmam-ı Azam’ın tavrı onlara güzel bir örnektir.

    Ancak görülmektedir ki, zalimlerden ve müşriklerden bir zümreyi, diğer bir zümre ile mukayese ederek hayatlarına yön veren ve bu anlayışlarını «İslâm» zanneden insanların sayısı az değildir. İşin ilginç yanı bu insanlar, kendi heva ve heveslerine uyduklarını ve yanıldıklarını itiraf edecekleri yerde, dünyevi kaygılarını ve akli yorumlarını sürekli ön plânda tutarak, geniş bir kitleyi etki alanlarına almaktadırlar.

    Hadis no: (1) Sünen-i Tirmizi-C: Sahife: 121 Hadis No: 2360 İst : 1915

    (2) Sünen-i İbn-i Mace-C. Sh: 1302 Hadis no: 3950
    (3) Sahih-i Buhari-C: 1 Sahife: 322 Hadis no: 213 Ank: 1978
    (4) El-Ahzâb sûresi: 21

    Kaynak Kitabım
    Hüsnü Aktaş – Medeni Vahşet

     

     

     

     

    dini sohbet, dinichat, dini sohbetler, dini sohbet odaları, dinisohbet, dinichat, dini sohbet siteleri, islami sohbet, nur sohbet, dini sohbet kanalları

p_ayrac
  • 34 kez görüntülendi
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • 01efe44yw2

    Cennet Hakında İnsanların Batıl Düşünceleri  Ayetlerdeki cennet tasvirleri yalnızca Kuran’ın indirildiği dönemin değer unsurlarını mı taşıyor? 

    Kuran’da cenneti tarif ve tasvir eden ayetlerin tümü 14 yüzyıl önce olduğu gibi bugün de, okuyan kişide aynı ihtişam, kalite, güzellik, zenginlik, bolluk, huzur ve refah duygularını uyandırır. Cennet hakkında bahsedilen değerlerin tümü her dönemde her sınıftan insan tarafından makbul görülen ve elde edilmek istenen değerlerdir. Örneğin, Kuran’da cennette olduğu bildirilen altın, gümüş ve diğer çeşitli mücevherler yalnızca Kuran indirildiği dönemde değil, bugün de aynı derecede, hatta daha fazla revaçta olan maddelerdir. 

    Kuran’da bahsi geçen bir diğer cennet eşyası da “ipek”tir. Bugün gerek giyimde gerekse diğer dekoratif kullanım alanlarında “ipek”ten daha kaliteli ve değerli bir kumaş cinsi akla gelmez. İpek aynı zamanda bir zenginlik ve ihtişam sembolüdür. Kuran’daki cennet tasvirlerinde bahsi geçen bu tür kıymetli eşyaların tümü günümüzde, belki de 1400 sene öncesine göre çok daha değerli ve paha biçilmez bir konuma gelmişlerdir. 

    Yine Kuran’da bahsedilen cennetteki güzel meskenler, güzel konaklar, saraylar ve köşkler her devirde sahip olmak, içinde yaşamak arzu edilen, lüks ve gösterişli mekanlardır. Günümüzdeki villalar, malikaneler hep bu kategoriye girerler ve bir seçkinlik, servet ve kalite göstergesidirler. 

    Benzer şekilde cennet eşyası olduğu bildirilen, tahtlar, sedirler, döşekler de en rahat ve en gösterişli iç dekorasyon eşyalarıdır. Bu tür mobilyalar günümüzde en gösterişli mekanların baş köşesinde bir estetik ve ihtişam unsuru olarak yeralırlar. 

    Bütün mülkün sahibi olan Allah’ın sevdiği kullarına hem dünyada hem de ahirette bu tür güzellikleri layık görmesi ve bağışlaması da O’nun şanındandır. 

    Cennet’te yalnızca Kuran’da bildirilen şeyler mi var?
    Kuran’da cennet tasvir edilirken, yaşadığımız dünyadan örnekler ve benzetmeler verilmiştir. Çünkü insan bilmediği birşeyi ancak bildiği şeylerden yola çıkarak zihninde canlandırabilir. Bu ise, her ne kadar aslı gibi olmasa da insana bir ölçüde fikir verir. Cennet nimetleri hakkında Kuran’da yapılan ince ve detaylı tarifler, oradaki nimet ve güzelliklerin, dünyadakilerin en iyi, en güzel ve en üstün olanlarından çok daha üstün olacağını bize göstermektedir. 
    Kuran’da cennet tarif edilirken, Allah’ın dünyada yaratmış olduğu en makbul, en kaliteli, en çok rağbet edilen, en nadir rastlanan şeylerden örnekler verir. 

    Örneğin iri ve siyah göz nadir rastlanan ve özellikle kadınlara, son derece estetik ve çarpıcı bir görünüm veren bir göz şeklidir. İşte bu özellik nedeniyle cennette bulunan iri ceylan gözlü, siyah gözlü kadınlardan bahsedilir. Bu demek değildir ki yeşil, mavi ya da çekik gözlü kadınlar bulunmasın… Allah yalnızca cennetin üstünlüğünü ve kalitesini vurgulamak maksadıyla, dünya ölçülerinde en makbul olan şeylerin cennette çok daha üstünleriyle bulunduğunu bildirmektedir. Başka bir örnek verirsek, cennette her türlü meyveden bulunduğu Kuran’da haber verilir. Fakat örnek olarak, muz veya incir gibi genelde daha fazla tercih edilen meyveler verilir. Bu orada diğerlerinin yokluğu anlamına gelmez. 

    Sonsuz ve sınırsız olan cennet nimetlerini Kuran’da tek tek sayılmasının Kuran’ın hikmetiyle bağdaşmayacağı açıktır. Herkesin, zevkine göre, “nefsinin arzu ettiği”, “istek duyduğu herşeyin” cennette var olduğunun haber verilmesi, cennet nimetlerinin sınırsız ve insanın hayalgücünün çok daha üstünde olduğunu ifade etmek için yeterlidir. Herkes Kuran’ı kendi imanı, aklı, samimiyeti derecesinde anlar. Kuran ayetlerini art niyetle okuyan bir inkarcı da, cennet ayetlerini kendi kısır düşünceleri doğrultusunda anlayacaktır. Akılsız bir kişinin yapacağı yorumlarının Kuran’da yapılan cennet tariflerinden çok uzak olacağı açıktır. Oysa, bir mümin ayetlerde kastedilen köşklerin, konakların, dünyanın en nadide, en kıymetli bölgelerinden birindeki, yemyeşil ağaçların arasında, dünya şartlarında olabilecek en kusursuz manzaraya hakim ve olabilecek en üstün teknolojiye sahip bir malikaneye benzeyen, ancak bunun çok daha ötesi bir güzellikteki ve çarpıcılıktaki meskenler olduğunu kavrar. 

    Umursamazlık

    Bir kısım insanlarda cennet hakkında, “olsa da olur olmasa da olur” şeklinde bir umursamazlık, bir ilgisizlik mevcuttur. Oysa ahirette insan için iki ihtimal vardır, cennet ya da cehennem. İkisinin arası bir yere gitme gibi bir seçenek yoktur. Cenneti gereği gibi takdir edemeyen, onun özlemini çekmeyen, ona kavuşmak istemeyen bir kişinin oraya layık olmadığı ortadadır. Cennete layık olmayan bir kişininde elbette oraya sokulması söz konusu değildir. Ve cennete kabul edilmeyen bir kişinin gideceği tek bir yer vardır: Cehennem. Bu yüzden, Allah’ın müminlere çok büyük bir lütuf ve armağanı olan cenneti umursamamak, küçümsemek, ona girmeyi arzulamamak, ona girmek için çaba göstermemek, bu tutumundan vazgeçmediği sürece kişinin ateş halkından olduğunun en açık alametidir. Çok zayıf bir imana sahip olan bir kişi dahi, sonsuz cehennem azabı hakkında fikir sahibidir ve ondan korunmak için varını yoğunu ortaya koymaktan çekinmez. Bunu yapmayanın ise imanından söz edilemez.

     

     

     

    dinisohbet,dini chat,dini site,sohbetci,dini sohbetler,dini sohbetlerim,dini sohbet siteleri,islami sohbet

p_ayrac
  • 24 kez görüntülendi
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • 1095

    Yen yeni tanıştınız  Bir insanı nasıl tanırsınız

    Yeni tanışacağınız bir kişinin şeklini şemailini, ne ile meşgul olduğunu ve sizinle olan bağını düşünür belki de heyecanlanırsınız. Fakat tanışma faslı geldiğinde bu saf ve duru düşüncenizden eser kalmaz ve karşınızdaki kişiyi adeta mercek altına alır, incelemeye koyulursunuz. Ne giymiş, ne yemiş nerede nasıl yaşamış, sizin hakkınızda neler söylemiş diye düşünür ve mimiklerini okumaya, her hareketinden kendinizce anlamlar çıkarmaya başlarsınız. Konuşmanız uzadıkça, kusur aramaya devam eder ve karşınızdaki kişinin beklentilerinize uymadığını, hayal kırıklığına uğradığınızı düşünürsünüz. Size göre soğuk, sert mizaçlı ve fiziki özellikleri bakımından da vasatın adlında bir kişidir bu. Sizi kapıda karşılaması, evine alıp ikramda bulunması ve değer vermesi pek dikkatinizi çekmez. Çünkü hâlâ negatif gözlem yapmaya devam etmektesinizdir.

    Eğer kusur arama niyetiniz varsa, bütün ilgi ve alakanızı bu yöne çevirir ve mutlaka bulursunuz. Çünkü haddizatında hiç birimiz mükemmel değiliz. Fakat karşınızdaki kişinin olumlu taraflarına odaklanır ve sevgi ile bakarsanız güzel görür ve muhabbet duyarsınız. Yani her şey sizin elinizde.

    İnsan ilişkilerini iyileştiren ve başarılı kılan bazı faktörler vardır. Bunlardan biri de karşımızdaki kişinin olumlu taraflarına odaklanmak ve bağışlayıcı olmaktır. Zira hiç anlaşılmaz sandığınız ve hayatınızdan tamamen tecrit ettiğiniz kişilerin dahi iç dünyalarında güdük kalmış insani halleri vardır. Başarılı bir iletişimle karşınızdaki kişinin iyilik tarafını çıkarıp bu noktadan yaklaşabilirsiniz.

    Hata odaklı gözlem alışkanlığı aileden çocuğa geçiyor ve bu çocuklar büyüdüklerinde çevrelerindeki insanlarla uyumlu ilişkiler kuramıyorlar. Anne babalar çocuğa insanların olumlu taraflarına bakmayı, affetmeyi ve kusurları örtmeyi öğretmelidirler. Aksi taktirde bu çocuklar insanların kusurları ile meşgul olan ve çevreleri sağlıklı iletişim kuramayan bireyler olarak toplumdaki yerlerini alacaklardır.

p_ayrac
  • 24 kez görüntülendi
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
Sayfa 1 Toplam: 6991234102030...Son Sayfa »

Dini Sohbet İslami Sohbet Dini Chat Dini Sohbet Odaları Bu tema Mehmet TÜRK tarafından düzenlenmistir. Hiçbir sekilde kopyalanamaz.